Galata Kulesi - İstanbul
Dünyanın en eski kuleleri arasında sayılan ve İstanbul’un sembollerinden biri olan Galata Kulesi, 2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilmiştir. İstanbul’un siluetini oluşturan en önemli yapılardan biri olan Galata Kulesi, uzun dönem yangın gözetleme kulesi olarak kullanıldı ve Galata Yangın Kulesi olarak adlandırıldı.
Fotoğraf: Gülcan Acar
On yedinci yüzyılda Hezarfen Ahmet Çelebi, uçuş denemeleri yaptığı Galata Kulesinden, tahtadan yapılan kanatları sırtına bağlayarak gerçekleştirdiği uçuşunu Üsküdar’da tamamladıktan sonra kuleye olan ilginin giderek arttığı bilinmektedir.
Fotoğraf: Gülcan Acar
Galata Kulesi’ni Kim Yaptırdı?
Galata Kulesi ilk olarak Bizans İmparatoru Justinianos tarafından MS 507 - 508 yılında inşa edilmiştir. Günümüzdeki kuleyi 1348 - 49 yılında Cenevizliler yeniden inşa etmiştir. Kule 1445 - 46 yılları arasında yükseltilmiştir. 1500'lü yıllarda depremden zarar görerek Mimar Murad bin Hayreddin tarafından onarılmıştır. III. Selim döneminde kule onarıldıktan sonra, kulenin üst katına bir cumba eklenir. 1831'de kule bir yangın daha geçirir, II. Mahmut kulenin üzerine iki kat daha çıkar ve külah biçiminde olan ünlü dam örtüsüyle kulenin tepesi kapatılır. 1967'de onarım gören kule, 2020 yılında tekrar restore edilir.
Fotoğraf: Gülcan Acar
Galata Kulesi’nin Mimarisi
Galata Kulesi yığma moloz taş örgü sistemde inşa edilmiştir. Dış cephe taş örgüdür. Girişteki kitabede 16 mısralık methiye II. Mahmut döneminde yapıldığı için onun adına yazıldığı düşünülmektedir.
Fotoğraf: Gülcan Acar
Kapının üzerindeki yuvarlak kemerli pencere askerlerin gözetleme yeri idi. Yüksek giriş katından sonra dokuz katlı bir yapıdır. Silindirik gövdesi üzerindeki pencereler tuğla örgülü yuvarlak kemerlidir. Külah çatının hemen altındaki son iki katın gelişimi silindirik gövdeyi çevreleyen profilli silmelerle vurgulanmıştır. Külah çatının altındaki katı sarmalayan, metal süslemeli şebekeli seyir balkonu mevcuttur. Alt katında ise derin nişli payelere oturan yuvarlak kemerler ve içerisinde tuğla örgü yuvarlak kemerli pencereler mevcuttur.
Fotoğraf: Tanıtma Genel Müdürlüğü
Bugün yapının üçüncü kata kadar olan kısmının Ceneviz, diğer katlarının Osmanlı karakteri taşıdığı gözlenmektedir. Yapı günümüzde sosyal ve kültürel faaliyetler için kullanılmaktadır.
Dolmabahçe Sarayı - İstanbul
Evliya Çelebi, Dolmabahçe Sarayı’nın bugünkü yerinde Yavuz Sultan Selim’in bir köşk yaptırdığını yazar. I. Ahmet zamanında, mekân taşla doldurulur ve köşk büyütülür. Sarayın ve yerleşimin adı buradan gelir. 19'uncu yüzyılda II. Mahmut aynı yerde yeni bir saray inşa ettirir. Bugünkü yapı ise 1842 yılında I. Abdülmecit tarafından, Karabet Balyan’a inşa ettirilir. Yapımı 1853 senesine kadar devam eden saray Abdülmecit’in ikamet ettiği yer olmasının yanı sıra resmî işleri de gördüğü mekândır. Abdülmecit’ten sonra kardeşi Abdülaziz de bu sarayda yaşamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün İstanbul’daki Cumhurbaşkanlığı Konutu olan Dolmabahçe Sarayı, 10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün öldüğü yer olması münasebetiyle Cumhuriyet tarihinde ayrı bir öneme sahiptir.
Dolmabahçe Sarayı’nın ana yapıları; Harem, Mabeyn, Saat Kulesi ve Dolmabahçe Camisi'dir. Sarayda 285 oda ve 46 adet salon, 6 hamam ve 68 tuvalet vardır. Saray 110 bin metrekare alana kurulmuştur ve 1910’larda elektrik ve kalorifer sistemine geçmiştir.
Mabeyn merdivenlerinin korkulukları kristallerle süslenmiş harikulade bir görünümde olup Mabeyn’deki Taht Salonu’nda bulunan 36 metrelik kubbeden sarkan dört tonluk ve yedi yüz elli ampullü kristal avize, salona Avrupai bir hava katmaktadır.
Bu avize Kraliçe Victoria’nın hediyesidir. Bu Taht Salonu 19 Mart 1877 tarihinde II. Abdülhamit’in Osmanlı Meclisi açılışına ev sahipliği de yapmıştır. Ayrıca Harem’de Taht Salonu’nun izlenebileceği bir koridor vardır. Harem; törenlerin yapıldığı Mavi Salon, kadınların eğlendiği Pembe Salon, Atatürk’ün kaldığı odalar, Valide Sultan odaları gibi farklı mekânları barındırır. Sarayın girişinde yer alan otuz metre yüksekliğindeki saat kulesinin ise 1895 yılında tamamlandığı söylenir.
Dolmabahçe Sarayı Harem bölümündeki Mavi Salon ve Pembe Salon çevresindeki odalar, Hünkâr Dairesi veya Hususî Daire olarak adlandırılır. Atatürk de Hususî Daire’de Mavi Salon ile Pembe Salon arasında yer alan 71 numaralı odada kalmış ve hayata da burada veda etmiştir. Hâlâ bu odada bulunan dokuzu beş geçeyi gösteren saat, kendisine yakın arkadaşı Nuri Conker tarafından hediye edilmiştir. Dönemin Moskova Büyükelçisi Zekai Apaydın tarafından hediye edilen "Dört Mevsim" isimli tablo ise Atatürk’ün en sevdiği tablo olarak bilinmektedir. Atatürk çalışma odası olarak da yatak odasının hemen yanındaki 69 numaralı odayı kullanmıştır. Salonun deniz tarafına bakan diğer köşesindeki yatak odası ise zaman zaman Atatürk’ün tarih danışmanlarından Prof. Dr. Afet İnan tarafından kullanılmıştır. Fikir ve danışma sofraları genellikle Mavi Salon’a, yaz aylarında ise sıklıkla Pembe Salon’daki balkona kurulmuştur. Ayrıca Atatürk için 1937 yılının Haziran ayında Mavi Salon’un aydınlık mahallinde bir asansör yaptırılmıştır ki, bu asansör hâlen kullanılır durumdadır. Pembe Salon’un hemen yanında bulunan ve Son Halife Abdülmecid Efendi tarafından inşa ettirilmiş olan (1923) banyo, Atatürk tarafından da aynı amaçla kullanılmıştır. Banyonun girişinde yer alan camlı dolapta, Atatürk’ün tedavisi sürecinde kullanılan ilaçlar şimdi de sergilenmektedir.
Sarayın yanındaki Dolmabahçe Camisi, Osmanlı mimarisine damgasını vuran Balyanlar ailesinden Nikoğos Balyan tarafından 1853 yılında tamamlanmıştır. Dolmabahçe Sarayı’nın arka kısmında Sultanın kuşları için 19'uncu yüzyılda inşa edilmiş ufak bir köşk yer alır. Yapıda o dönem farklı türden birçok kuş barındırılmıştır. Günümüzde müzeye dönüştürülen Dolmabahçe Sarayı, Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlıdır.
Yerebatan Sarnıcı - İstanbul
532 yılında İmparator Justinianus tarafından inşa ettirilen Yerebatan Sarnıcı Stoa Bazilikası'nın altında yer aldığı için Bazilika Sarnıcı olarak da bilinir. Sarnıç, uzunluğu 140 metre genişliği 70 metre, dikdörtgen biçimde bir alanı kapsayan dev bir yapıdır.
Fotoğraf: Tanıtma Genel Müdürlüğü
52 basamaklı taş bir merdivenle inilen sarnıcın içerisinde her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Birbirine 4,8 metre aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane olup 12 sıra meydana getirirler. Sarnıcın tavan ağırlığı haç biçimindeki tonozlar ve yuvarlak kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır. Çoğunluğu daha eski yapılardan toplandığı anlaşılan ve çeşitli mermer cinslerinden veya granitten yontulmuş sütunların büyük bir kısmı tek parçadan, bir kısmı da üst üste iki parçadan oluşmaktadır. Bu sütunların başlıkları yer yer farklı özellikler taşır. Bunlardan 98 adedi Corinth bir bölümü de Dor üslubunu yansıtır. Sarnıcın tuğladan örülmüş, 4,8 metre kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini ise Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçmez hale getirilmiştir. Toplam 9 bin 800 metrekare alanı bulunan bu sarnıç yaklaşık 100 bin ton su depolama kapasitesine sahiptir.
Fotoğraf: Gülcan Acar
Sarnıçtaki sütunların, köşeli veya yivli biçimde olan birkaç tanesi hariç büyük çoğunluğu silindir biçimindedir. Bu sütunlar içerisinde üzeri oyma ve kabartma halinde tavus gözü, sarkık dal ve gözyaşı şekillerinin tekrarıyla süslenmiş olanı özellikle dikkat çekicidir. Bu sütun Bizans devrinde "Farum Tauri" denilen bugünkü Beyazıt Meydanı’nda kalıntıları bulunan 4. yüzyıl zamanına ait Büyük Theodesius’un (379-395) zafer takındaki sütunların benzeridir. Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı Roma dönemi heykel sanatının şaheser örneklerindendir. Bu başların hangi yapıdan alınarak buraya getirildiği konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte Geç Roma Çağı'na ait bir yapıdan sökülerek getirildiği düşünülmektedir.
Fotoğraf: Official Turkish Museums
Sarnıcın suyu Bozdoğan Kemeri ile Mağlova Kemeri yardımıyla, şehre 19 kilometre mesafede bulunan Belgrat Ormanları’ndaki Eğrikapı su taksim merkezinden getirilmiştir. İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethinden sonra, bir müddet daha kullanılan sarnıçtan, padişahların oturduğu Topkapı Sarayı'nın bahçelerine su verilmiştir. Durgun su yerine çeşme suyunu, yani akan suyu tercih eden Osmanlıların şehirde kendi su tesislerini kurduktan sonra kullanmadıkları anlaşılan sarnıç, 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul'a gelen Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından yeniden keşfedilmiştir.
Bazilika Sarnıcı kurulduğundan günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde iki defa restore edilen sarnıcın ilk onarımı 18. yüzyılda III. Ahmet zamanında Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yapılmıştır. 19. yüzyılda ikinci büyük onarım Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) zamanındadır. Cumhuriyet dönemindeki en büyük onarım ise 1985 yılında olmuştur. İçerisindeki elli bin ton çamurun çıkarılması ve gezi platformunun yapılmasıyla birlikte 1987 yılında tekrar ziyarete açılmıştır.
Çinili Köşk - İstanbul
Arkeoloji Müzesi karşısındaki iki katlı, Fatih Sultan Mehmet`in Topkapı Sarayı'nda yaptırdığı ilk binadır. 1472 Tarihli yazlık köşk, sütunlarla hareketlendirilmiş cephesi, eyvanlı terası ve kesme çini dekoru ile Selçuklu tesirinde bir erken Osmanlı örneğidir. Giriş duvarında uzun kitabe yer almıştır. Giriş bölümü, üzeri kubbeli bir mekan olup, yanlarda tonozlu odalar yer vardır. 13-19 yüzyıl Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramik ve çiniler kronolojik sıralı sergilenmiştir 16 yüzyıl İznik yapımı çiniler müzenin önemli eserleridir. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472 tarihinde yaptırılan köşk İstanbul`daki en eski Osmanlı sivil mimarlık örneklerinden birisidir. l875-1891 yılları arasında Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kullanılmıştır. l953 yılında Türk ve İslam eserlerinin sergilendiği Fatih Müzesi adı altında ziyarete açılmış, 1981 yılında konumu nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri`ne devredilmiştir.
Köşkün giriş cephesi tek, arka tarafı ise iki katlıdır. Girişte 14 sütunlu mermer bir revak vardır. Giriş eyvanı mozaik çinilerle süslüdür. 6 oda ve bir orta salondan oluşan köşkte Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait çeşitli çini ve seramikler sergilenmektedir . Müze ve depolarında yaklaşık 2000 eser bulunmaktadır. Çinili Köşk Müzesi koleksiyonlarında 11.- 20. yüzyıl başlarına tarihlenen Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 2 bin civarında eser bulunmaktadır. Müze'nin koleksiyonlarını 1981 yılında konum olarak yakınlığı nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü'ne bağlandığında mevcut olan eserler ile arkeolojik kazılarda bulunan, satın alma, bağış ve müsadere yoluyla giren eserler oluşturmaktadır. Bu koleksiyonlardan seçilen çini ve seramikler; girişin solundaki odada Selçuklu Dönemi, sol taraftaki dışa açılan eyvanda Slip teknikli ve Milet işi, orta salon ile birlikte beş köşeli çıkıntılı odada İznik yapımı, Gülhane Parkı'na bakan sağ köşe odada Kütahya yapımı ve dışa açılan sağ eyvanda ise Çanakkale yapımı eserler olmak üzere girişin solundan başlayarak devam eden bir yerleşim düzeni içinde sergilenmektedir.