Sultanhan - Aksaray
Sultanhan Aksaray'ın Sultanhanı Kasabası'ndadır. Han 1229 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin
Keykubad tarafından yaptırılmıştır. 1278 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev
tarafından genişletilmiştir. Yazlık kısmının geometrik şekillerle süslenmiş muhteşem bir portali vardır. Han
içinde bulunan tüm yapı, özellikleri itibariyle Sivas’taki Gök Medrese'ye benzemektedir.
Sivri kemerin hemen altında "Elminnetül Lillah" yani "Kudret Allah'ındır" duası yazılıdır. Kervansarayın ilk
kitabesinde mukarnaslı dış portal nişini çeviren süs kemerinin iki tarafında altıgen madalyonlar içinde
sağda ve solda yer almaktadır. Uzun bir dehlizden geçtikten sonra avluya varılır. Burada arabalara mahsus
revak şeklinde yerler, sol tarafında ise kemerli ve yolculara mahsus odalar, salonlar, iki hamam ve ambarlar
vardır. Avlunun ortasında dört kemer üzerine dayanmış bir mescit bulunmaktadır.
Eğri Minare - Aksaray
Eğri Minare, İtalya’da bulunan Dünyaca ünlü Pisa Kulesi’ne benzerliği ile dikkat çekmektedir. Aksaray kent
merkezinde Nevşehir Caddesi üzerinde bulunan Eğri Minare, Selçuklu Dönemi'nden günümüze ulaşan önemli tarihi
eserlerinden birisidir. Minareye eğriliğinden dolayı halk tarafından Eğri Minare ismi verilirken,
tuğlalarının kırmızı olmasından dolayı Kızıl Minare olarak da bilinmektedir.
Paşa Hamamı - Aksaray
Paşa Hamamı, Aksaray şehir merkezinde Zinciriye Medresesi ile Azmi Milli Un Fabrikasının bitişiğinde yer
almaktadır. Sultan II. Abdülhamid’in Serkarini Ortaköylü Hacı Ali Paşa tarafından yaptırılan bu Osmanlı
eseri, Aksaray şehir merkezinde işlevselliğini devam ettirerek günümüze ulaşan tek hamamdır. Kadın ve erkek
hamamı olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Düzgün kesme taştan yapılan hamamın, iki küçük, dört de büyük olmak
üzere toplam altı kubbesi bulunmaktadır.
Tipik bir Osmanlı eseri olan yapı, kare planlı altı odadan teşekkül etmiştir. Odalarda karşılıklı iki eyvan
olup, kubbeler, köşelerde yer alan kemerler üzerine oturtulmuştur. Kubbeleri taş ile örülen hamamın üzerinde
aydınlatma görevi gören küçük delikler mevcuttur. Tabanın orijinali mermer olan hamamın, bugün büyük kısmı
kaldırılmış yerine mozaik yapılmıştır. Hamamın giriş olarak kullanılan orta kısmında, iç bükey altı köşeli,
orijinalliğini muhafaza eden bir havuz bulunmaktadır.
Acemhöyük - Aksaray
Acemhöyük Anadolu'nun 4 bin yıl önce en gözde maden üretim merkezi olarak bilinmektedir. Akad ve Hitit
yazıtlarında adı geçen ünlü Asur kenti Puruşhattum… Bugünkü ismiyle Acemhöyük. Anadolu'nun en büyük
höyüklerinden olan Acemhöyük, 700x600x20 metreküp hacimdeki höyük ve onu çevreleyen Aşağı Şehir'den
oluşuyor.
Yeşilova Beldesi'ndeki Acemhöyük, Aksaray'ın kazı çalışması yapılan ilk ören yeridir. 1962 yılında Prof. Dr.
Nimet Özgüç başkanlığında başlayan kazı çalışmaları 1989 yılından itibaren Prof. Dr. Aliye Öztan tarafından
sürdürülmektedir. Kazılar 46 yıldır devam etmektedir. Prof. Dr. Nimet Özgüç yaptığı kazılarda, höyükte Eski
Tunç ve Asur Ticaret Kolonileri Çağları'na ait en az 12 katın varlığını, Aşağı Şehrin ise sadece Asur
Ticaret Kolonileri Çağı'nda iskan edildiğini saptadı. Kent, Eski Tunç II (M.Ö. 2500) döneminden itibaren
giderek gelişirken, en parlak dönemini Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda yaşadı. Bugün için nedeni bilinmeyen
şiddetli bir yangın M.Ö. 18. yüzyılda, kentin tamamını sardı ve bu parlak döneme son verdi. Kent, bu
felaketten kurtulanlar tarafından iki kez daha inşa edilirken, M.Ö. 17'nci yüzyılda tamamen terk edildi.
Uzun bir aradan sonra, höyüğün batı ve güney yükseltilerinde yoğunlaşan son yerleşmeler, M.Ö. 6'ncı
yüzyıldan başlayarak Roma Devri başlarına kadar sürdü.
Bezirhane - Aksaray
Ala Kilise’nin bitişiğinde kayalara oyularak yapılmış olan Bezirhane’ye, kemerli bir girişle ulaşılmaktadır.
Bezirhane içerisinde ahşap malzemeden yapılmış bezir yağı havuz teşkilatı bulunmaktadır. 12-13'üncü
yüzyıllar arasına tarihlenen Bezirhane, tek nefli uzunlamasına dikdörtgen planlıdır. Yapının tavan ve
duvarlarında yer alan Vaftiz, Metamorfosis, Fırında Üç İbrani Genci, Deesis, Aziz ve Martirler sahnesinin
bulunduğu freskolar aşırı nem sonucu tahrip olmuştur. Bezirhaneler yapıldığı dönemlerde bölge halkının
aydınlatmada kullandığı bezir yağı üretim yerleridir. Izgın adı verilen bir ot türünün bezirhanede ezilip
işlenmesinin ardından ottan çıkarılan yağın işlenmesi sonucunda bezir yağı elde edilirdi. Elde edilen
yağlar, kiliseler, kaya oyma mekanlar ile yeraltı şehirlerinin, kandiller vasıtası ile aydınlatılmasında
kullanılırdı.
Aksaray Müzesi - Aksaray
Kapadokya Bölgesi’nin giriş kapısı olan Aksaray’da ilk müzecilik faaliyetleri 1969 yılında şehir merkezinde
bulunan tarihi Zinciriye Medresesi’nde başlamıştır. 2006 yılında şimdiki yerine taşınan Aksaray Müzesi 2014
yılında gerçekleştirilen teşhir-tanzim çalışmaları kapsamında yenilenerek kronolojik teşhir düzeniyle tekrar
ziyarete açılmıştır. 10 bin 200 metrekare açık alan ve 2 bin 400 metrekarelik kapalı alana sahip olan müze
binası Anadolu Selçuklu kümbetlerinden ve Aksaray'da bulunan peribacalarından esinlenerek eklektik sanat
anlayışıyla planlanmış olup üç katlıdır.
Müzede satın alma, bağış ve Aksaray sınırları içerisinde yapılan arkeolojik kazılar sonucunda elde edilmiş
toplam 15 bin 639 adet eser bulunmaktadır. 166 mühür, 2 fosil kalıntısı olmak üzere toplam 6 bin 432 adet
eser bulunmaktadır. Aşıklı Höyük, Musular, Güvercinkayası ve Gelveri, Acemhöyük, Mumyalar, Etnografik
Eserler salonu ile kronolojinin devamı olarak; Demir Çağı, Helenistik Çağ, Roma, Doğu Roma ve Anadolu
Selçuklu Dönemleri'ne tarihlenen eserler sergilenmektedir.
Güvercinkayası - Aksaray
Anadolu'daki kale kent modelinin öncüsü olan Güvercinkayası, Çatalsu Köyü yakınlarında, Melendiz su
kıyısında 7 bin yıllık geçmişiyle Anadolu tarihine ışık tutuyor. Günümüzde Mamasın Baraj Gölü içinde yüksek
bir kaya kütlesinin üzerine konuşlanmış yerleşme, MÖ 5200-4750 yıllarına tarihlenmektedir. Yerleşme,
çevredeki eski göç yollarına da hakim konumdadır.
Güvercinkayası’nda arkeolojik kazı çalışmaları 1996 yılında başlarken, İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevil Gülçur başkanlığında
uluslararası bir ekiple sürdürülmektedir. Orta Kalkolitik Dönem’den bugünlere ulaşan Güvercinkayası, İç
Anadolu'da ''kale kent'' olarak tanımlayabileceğimiz yerleşme türünün bilinen ilk ve en eski öncü örneğidir.
Ancak düzenli bir köy olarak tanımlanabilecek bu yerleşmenin buluntuları, çok daha sonraları kurulacak
Anadolu modeli kentlerin nasıl evrimleştiği konusunda çok önemli bilgiler sağlamaktadır. Kazılar sırasında
ele geçen damga mühürler ve bazı çanak çömlek de yerleşmenin uzak bölgelerle, özellikle de Doğu
Anadolu-Kuzey Mezopotamya ile olan ilişkilerine işaret etmektedir.
Köy, kayalığın zirve düzlüğünü kuzeyden kapatan sur duvarlarıyla iç kale ve aşağı yerleşme olarak ikiye
ayrılmıştır. Ağır bir yangınla sonlanan iç kale konutları, aşağı yerleşme konutlarına göre daha büyük ve
buluntular açısından da daha zengindir. Önceden planlanarak yaşama geçirilen mimarisi, günümüz sıra evlerini
anımsatmaktadır. Yerleşme düzeni kayalığın doğal yapısıyla uyumlu, sokaklarla birbirinden ayrılan, konut
adaları içinde düzenlenmiş, dar uzun, 20-30 metrekarelik tek odalı evleri yansıtmaktadır. Duvarlarını
ortaklaşa kullanan bu evlerin arka bölümünde bir ailenin ihtiyacı olan zahirenin saklandığı kiler bölmesi
yer almaktadır. Çifte kulesi ile kayalığın zirve düzlüğünü teras ve yamaç konutlarından ayıran sur duvarı
sınıfsal ayrışmanın başladığının somut örneğidir. Zirve düzlüğünü güneyden ve batıdan çeviren sarp kayalık
da doğal bir koruma hattı niteliğindedir.
Güvercinkayalıların ekonomileri, tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpa,
evcil hayvanlarıysa koyun, keçi ve sığırdır. Çanak çömlek üstüne kabartma olarak işlenmiş stilize hayvan
başları, karşıdan bakıldığında bir boğanın başını anımsatan çift gözlü öğütme sekileri hayvanların köy
yaşamındaki hem ekonomik hem de kült yaşamı açısından önemini vurgulamaktadır. Kazılardan elde edilen hayvan
kemikleri ala geyik, ulu geyik, karaca, yaban sığırı, yaban koyunu, yaban keçisi, atgiller ve hatta arslan
gibi yırtıcıların da çevrede yaşadığını belgelemektedir. Bizleri geçmişimize ait pek çok konuda aydınlatan
Güvercinkayası, günümüzde de Mamasın Barajı Gölü ve çevresinde barındırdığı canlı yaşamı ile
bütünleşmektedir.