Düden Şelalesi - Antalya
Düden Şelalesi, Antalya’nın Kepez ilçesinde yer almaktadır. Çeşitli kaynaklarda, İskender Şelalesi ve Yukarı Düden Şelalesi olarak da geçmektedir. Halk arasında Düdenbaşı Şelalesi diye bilinir.
Orhan Özgülbaş
Pınarbaşı olarak adlandırılan iki büyük karstik kaynaktan çıkarak oluşan suyu bol iki nehir, kısa bir akıştan sonra birleşerek Bıyıklı Düdeni içinde kaybolmaktadır. Bıyıklı Düdeni’nde kaybolan su, on dört kilometre kadar yerin altında gittikten sonra Varsak Çöküntüsü'nün bir ucundan çıkarak çok kısa bir akıştan sonra çöküntünün öbür ucundan tekrar batmaktadır. Varsak’ta kaybolan su, iki kilometre kadar yer altı akışından sonra Düdenbaşı’nda yeryüzüne çıkmaktadır.
Servet Uygun
Yüzeyden hiç su akmadığı günlerde bile Düden Şelalesi’nin altından saniyede en az on metreküp su yüzeye çıkmaktadır. Bu suyun maksimum debisi doksan dört metreküp, ortalaması ise saniyede on beş-on altı metreküptür.
Düdenbaşı’nda yukarıdan şelale yaparak akan su, Kepez hidroelektrik santralinden gelen sudur. Düdenbaşı’ndan sonra Koyunlar regülatöründe iki ana kanala ayrılan Düden Çayı, dokuz kilometre sonra Antalya’nın doğusunda yaklaşık kırk metre yüksekliğindeki traverten bir eşikten şelale yaparak Akdeniz’e dökülmektedir. Burası da Aşağı Düden Şelalesi’dir.
Olympos - Antalya
Olympos, Antalya’nın güney sahillerinde, Phaselis’ten sonra ikinci önemli liman kentidir. “Yüksek dağ” anlamına gelen adını, on altı kilometre kuzeyindeki, Torosların batı uzantılarından biri olan Tahtalı Dağı’ndan alır. Kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte MÖ 167–168 yıllarında basılan sikkelerde adı geçen Olympos, Likya Birliği’nde üç oy hakkına sahip altı şehirden biridir. Kentin kalıntıları, Antalya’nın Kemer ilçesinde, Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içinde yer almaktadır.
Tanıtma Genel Müdürlüğü Arşivi
Olympos, Likya Birliği'nin önemli yerleşim merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Komutan Servilius İsauricus, Helenistik dönemde kurulan bu şehri korsanlardan temizleyerek MÖ 78'de Roma topraklarına katmıştır. Kent, bugün Yanartaş olarak bilinen, kendi kendine sürekli yanan ateşiyle ün kazanarak önemli bir dini merkez olmuş; bu önemini Roma ve Bizans dönemlerinde de aynı şekilde sürdürmüştür.
Kentin günümüze ulaşmış kalıntılarının çoğu orman içinde, ağaç ve çalılarla örtülü olup Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Bu kalıntılar genellikle doğudan batıya doğru, hızla denize akan bir ırmağın ağzında ve her iki yakasında yer alır. Antik dönemde kenti ikiye bölen nehir yatağı bir kanal içine alınarak her iki yakası da iskele olarak kullanılmış ve bir köprü ile birbirine bağlanmıştır. Bugün, köprünün bir ayağı yerinde durmaktadır. Nehir ağzına yakın bir yerde konumlanan küçük ve dik akropolde, geç dönemlerden kalma yapı kalıntıları bulunmaktadır. Nehrin güney kıyısındaki Helenistik temelli ve Roma onarımlı küçük tiyatro oldukça harap olup girişin sadece bir yanı iyi korunmuş durumdadır.
İç duvarları yer yer freskolarla süslü Bizans kilisesi, alandaki en anıtsal kalıntıdır. Şehrin görülebilir bir diğer önemli yapısı, nehir ağzının batısında yer alan tapınak kapısıdır. Kapının İon düzeninde küçük bir tapınağa ait olduğu bulunan mimari parçalardan; Roma İmparatoru Marcus Aurellius (MS 172–173) adına yapıldığı ise kapı önündeki heykel kaidesinden anlaşılmaktadır.
Kalıntılar arasında en ilginci ise Antalya Müzesi'nce yürütülen kazılarla gün ışığına çıkarılmış olan Kaptan Eudomus’un Lahdi'dir. Nehir ağzının hemen yanındaki kayalığın oyuğunda yer alan lahit, hem duygu dolu şiirsel ithaf yazıtında kaptanın adını vermesi hem de uzun kenarındaki gemi kabartmasında geminin şeklini resmetmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Tanıtma Genel Müdürlüğü Arşivi
Olympos Antik Kenti ve civarı, ünlü Likya Yolu yürüyüş güzergahının 7,5 kilometrelik bir etabını oluşturur. Olympos’un doğusunda, sahilden üç yüz metre ileride Caretta caretta kaplumbağalarının yumurta bıraktığı muhteşem kumsalı ve pek çok bitkinin yaşadığı sahil kumulları ile ünlü olan Çıralı yerleşimi yer alır. Kentin birkaç kilometre güneybatısında ise sönmeyen ateşiyle efsanelere konu olan Yanartaş bulunmaktadır.
Olympos, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne önerilen “Likya Uygarlığı Antik Kentleri” (2009) arasında yer almaktadır.
Selge Antik Kenti - Antalya
Selge Antik Kenti, Antalya’nın Manavgat ilçesinde, Köprülü Kanyon Milli Parkı sınırları içinde yer almaktadır.
Selge, Pisidya Bölgesi’nin önemli kentlerinden biridir. Selge'nin Kalehes tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Pisidia'ya bağlı kent sonraları Pamphylia sınırları içine alınmıştır. Kent sırasıyla Lidya, Pers, İskender ve Roma yönetimlerinde kalmıştır. En parlak zamanını Roma döneminde yaşayan kentin nüfusunun, Strabon’a göre, 20 bin kişiye çıktığı zamanlar olmuştur. Bu süreç halkın Hıristiyanlaştığı Bizans dönemine kadar sürmüştür. MS 13. yüzyılda Türklerin egemenliği altına giren Selge halkı Zerk adıyla göçer bir yerleşime dönüşmüştür.
TGA
Bugünkü kent kalıntıları çoğunlukla surlardan ve akropolisten oluşmaktadır. Kentte günümüze ulaşan en sağlam yapı MS 3. yüzyılda restore edilen kayalığa oyulmuş tiyatrodur. Kentteki diğer kalıntılar arasında tiyatronun güneyinde stadium ve gymnasium, batısında tavanı kartal motifi ile süslü İon tipindeki tapınak ve stadiumun güneyinde çeşme ve agora bulunmaktadır. Kentin güneybatısında uzanan surların kuzeyinde ise Artemis ve Zeus anıtlarıyla kentin nekropolu yer almaktadır.
Sillyon Antik Kenti - Antalya
Sillyon, Antik dönemde Pamphylia Bölgesi’nde günümüzde ise Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Yanköy mahallesinde yer almaktadır. Sillyon adının Hitit metinlerinde geçen Šalluša’dan türediği ve Grekçe bir isim olmadığı kabul edilen bir görüştür.
Perslerin Anadolu’daki hâkimiyeti sırasında, Sillyon’un içinde bulunduğu Pamphylia Bölgesi de Pers hâkimiyetinde kalmış ve bu durum Büyük İskender zamanına kadar sürmüştür. Bu dönemde tahkimatlı yapısıyla Sillyon, Pers donanması ve garnizon birliklerinin toplandığı merkez üssü konumuna gelmiştir. Antik yazar Arrianus, Büyük İskender’in MÖ 334 yılında Pamphylia’ya geldiğini ve ordusuna bağlı bir birlik ile Sillyon’u kuşattığını fakat alamadığını anlatmaktadır. Büyük İskender sonrasında Helenistik dönemde Sillyon ile ilgili arkeolojik verilerin çoğaldığı ve bu buluntulardan Sillyon’un artık kent karakteri gösterdiği anlaşılmaktadır. MÖ 4. yüzyılda Sillyon, sikke basan güçlü ve özerk bir kent konumundadır.
Roma döneminde Sillyon genişleyip büyük bir kent haline gelmiştir ve bu dönemde kentin ileri gelen zengin ailelerinden olan hayırsever Menodora kent için büyük bağışlarda bulunmuştur. Menodora’nın yardımlarıyla kentte birçok dinsel ve kamusal yapı inşa edilmiş ve kent görkemli bir hal almıştır.
Bizans dönemi Pamphylia’sında Sillyon bir piskoposluk merkezi olmuş ve bu statüsünü uzun süre korumuştur. Sillyon’dan Konstantinos ve Antonius isimli iki patriğin görev yaptığı bilinmektedir. Ayrıca Sillyon’un Hıristiyanlık tarihi açısından bölgede önemli bir yere sahip olduğu, kentli piskoposların farklı toplantı ve konsillerde isminin geçmesinden de anlaşılmaktadır. Khalkedon konsülünde Sillyonlu Neon, Constantinopolis konsülünde Sillyonlu Plusianus isimleri geçmektedir.
Sillyon, Türk-İslam döneminde Teke ilinin önemli merkezlerinden Karahisar-ı Teke Kalesi olarak tarihsel bazı gelişmelere ev sahipliği yapmış ve 17. yüzyıla kadar yerleşim görmüştür. Sillyon akropolisinin kuzeybatı noktasında bulunan kale mescidi yapısı, kentteki Türk-İslam varlığının en büyük kanıtıdır. Bu yapı, Antalya Bölgesi’ndeki en erken Türk-İslam eserleri arasında yerini almaktadır.
Sillyon tüm tarihsel dönemlerin izlerini aynı karede sunabilen Anadolu’daki nadide antik kentlerden biri olarak ön plana çıkmaktadır. Kentin kurulduğu tepelik alanın büyük bir kaya kütlesinden oluşması, yapıların mukavemetini arttırmış ve birçok yapının günümüze kadar sağlam kalabilmesini sağlamıştır. Ana Kent Kapısı, akropolisin güneybatı eteğinde ve akropolise giden Rampalı Cadde’nin başladığı yerde konumlanmaktadır. Kentin aşağı şehir duvarları üzerinde beş, akropolis savunmasında ise dört farklı planda kule inşa edilmiştir. Aşağı Şehir’de yer alan Helenistik kule çatı seviyesine kadar korunmuştur. Üç katlı yapılan kulenin zemin katında bir kapı bulunmakta ve bu kapı kente bir tali giriş sağlamaktadır.
Stadion yapısı kentin batı yamacında konumlanmaktadır. Sillyon stadionu 254 metre uzunluğuyla Pamphylia Bölgesi’nin en büyük stadionu olma özelliğine sahiptir. Stadionun doğusunda Roma hamamı yer almaktadır. Roma hamamının mevcut plan şemasına göre sıralı beş salondan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Yapı, geç antik döneme kadar kullanılmıştır.
Kastron, akropolisin batı kesiminde yer almaktadır. Kastronun içinde kuzey duvarına yaslanmış bir praitorion bulunmaktadır. Kastronun sağlam kalan duvarlarında siperlik alanları yer almaktadır. Kastron, kumandanın sarayı veya idari merkez binası olarak işlev görmüştür. Kastronun, kentin Bizans döneminde akropolise taşınmasından hemen sonra inşa edildiği ve Türk-İslam döneminde de bir köşk olarak kullanılmaya devam edildiği düşünülmektedir.
Akropolisin merkezinde A ve B kiliseleri yer almaktadır. Akropolisin güney kesiminde Sillyon Tiyatrosu konumlanmaktadır. Pamphylia Ovası ve Akdeniz’e hâkim bir manzaraya yerleştirilmiş tiyatronun muhteşem bir görüş açısı vardır. Yaşanan deprem ve heyelanlar sonucu tiyatronun sahne binası ve oturma basamaklarının bir kısmı yıkılmıştır. Mevcut durumda sadece on iki oturma basamağı ve batı duvarı sağlam kalabilmiştir. Kent akropolisinin güneyinde Tapınaklar Terası yer almaktadır. Merdivenlerle ayrılan iki farklı terasta görkemli tapınaklar bulunmaktadır.
Kent oldukça görkemli yapıları ile birlikte Antik dönemden günümüze kadarki tarih süreçlerini bir arada sunan özel bir kenttir. Neredeyse tüm yapıların ayakta olması, kentte eşsiz bir gezi deneyimi sunmakta ve antik kenti tam anlamıyla anlamamızı sağlamaktadır.